Warning: file_exists(): open_basedir restriction in effect. File(C:\vhosts\gokyurt.com.tr\http/wp-content/themes/C:\vhosts\gokyurt.com.tr\http/wp-content/themes/breakingnews_two_column/style.css/style.css) is not within the allowed path(s): (C:\vhosts\gokyurt.com.tr\) in C:\vhosts\gokyurt.com.tr\http\wp-includes\class-wp-theme.php on line 228

Warning: file_exists(): open_basedir restriction in effect. File(C:\vhosts\gokyurt.com.tr\http/wp-content/themes/C:\vhosts\gokyurt.com.tr\http/wp-content/themes/breakingnews_two_column/style.css) is not within the allowed path(s): (C:\vhosts\gokyurt.com.tr\) in C:\vhosts\gokyurt.com.tr\http\wp-includes\class-wp-theme.php on line 230
Anasayfa » Gökyurt Hakkında » MUSA BEY VE DAĞLARIN EFESİ ALTIN KIZI

MUSA BEY VE DAĞLARIN EFESİ ALTIN KIZI

yoruk-cadir-slide2
Türk ve Müslüman insanların kafileler halinde akın akın Anadolu ya geldiği yıllardan birinde bir aşiret varmış ki adı Musa Bey aşireti imiş. Bu aşiretler 1230 lara doğru Mevlana hazretlerinin Konya ya gelmesi ile Anadolu topraklarına gelmeye başlayan ve bu topraklara gurup gurup yerleşenlerden biri de Musa Bey Oğuzların Avşar boyundan imiş Avşarlar diğer boylara bakınca daha sert ve cesur olduklarını söylerdi bu boyun mensubu olduklarını söyleyen atalarımız.

Köyümüze 6-7 kilometre kadar uzaklıkta olan yemyeşil bir vadi dir Musa Bey isimli havası suyu ve doğal güzelliği ile meşhur olan vadimiz.

İki yamacı yüksek dağlar ile çevrili, güneyinde büyükyayla çöğürlü boğaz batısında çoşyatağı dediğimiz otlakları bol olan geniş dağ ovası güney batı cenahından akan yassı taş vadisinin deresinin soğuk ve berrak suyu. Doğusunda su çıktığı ve Alısumasa doğru akıp giden akarken canlıların gıdasına katkı yapıp hayat bahşeden uzunca bir vadi.

Hazar kıyılarında sıkışmış olan ve oradan oba oba kalkıp yollara düşen bu oğuz Avşarları yıllarca süren kervan yolculuğundan sonra önce Larendeye (Karaman) ulaşmışlar daha sonra bu iç toroslar sayılan iç Anadolu Konya kırsalındaki verimli yaylalarına doğru yol alarak gelip buralara yerleşmişler. Obanın beyi konumunda olan Musa Bey bu vadiye doğu güneyindeki geniş bir otlak alanı olan şimdi köylülerimizin büyük yayla dediği yere beylerinden kurt oğlunu.
Doğu kuzey yönüne ise değer verdiği beyi kalaycı oğlunu, tam batı kuzeyindeki tepe düzlüğe ve oranın hemen sırtındaki büyük geniş vadiye (ahır damları) Murat beyi batıdan çevreleyen kısımlara da çok arap bey otağ kurmuş bu yörelerde yıllarca ömür sürmüşler.
ykalk
Her obanın gözde olan bir güzel kızı olurmuş diğer obaların gençleri onu almak için yarışırmış ya buralardaki obaların en güzel kızı da Musa beyin Sergül isimli başarılı güzel ayni zamanda misafirperver adeta dağlar için yaratılmış bir hanım olan eşinden dünyaya gelmiş olan Altın kız imiş. Aslında altın kızın ismi Sanem imiş ama herkesler onu ta belinden topuklarına kadar inen ince telli sarı saçlarından dolayı altın kız derlermiş. Kız ama ne kız, güzelliği kendi obasından başka diğer oba insanlarının da dikkatinden kaçmıyormuş bunun için bütün obaların gençleri bu altın kız için cık cık çekiyorlarmış göç bitip bu yaylalara tam konuşlanıldıktan sonra buralarda yaşayan gençlerde kızda büyümüş işte aşklar da o zaman başlayıvermiş. Her obanın genci onu istermiş ama onun da gönlünde birisi varmış. Kim o dersiniz acaba?
İşte onun kendisine layık gördüğü gönlündeki yiğit obalarının kuzey tepelerinde konuşlanmış olan Murat Beyin oğlu Buğra imiş. Bu Musa beyin bir de Mertol diye oğlu varmış. Ama onun mal ile aşk ile dünya telaşı ile çok bir işi yok sadece avcılık merakı varmış varmış ama onu da tam layıkıyla yapamıyormuş hatta çoğu zamanlar ablası Sanem den yardım istermiş. O asırları düşünün öldürücü silah sadece ok mızrak ve hile ile yapılan av aletleri varmış.
yorukcad
Bunları iyi ve yerinde kullanmayı bilemez isen bazen av yapayım derken av olup ölüme bile gidebilirmişsiniz. Bunların konuşlanmış oldukları Musa Bey vadisine üç bin metre kadar uzaklıkta bir yer varmış sarp ve keskin kayaların sık ve patla girmemiş ormanların korkunçlaştırdığı bir yer ki adına Ayı mekesi (ayıların yuva kurduğu gizlendiği konuşlandığı yer manasına) denirmiş. Mertol bir gün bu sarp ve korkulu yere bir ayının geçtiğini görmüş avlanırken bunu avlamaya karar vermiş. Bu sarp yerde ayıyı ararken akıllı bir hayvan olan ayı düşmanının niyetini anlamış ama saldırmamış fakat Mertol aramayı ısrarla sürdürünce ininden başlamış acayip sesler çıkararak homurdanmaya. Değil ayı ile karşılamak onun homurdanması bile Mertol’u korkutmuş ama bu mahluka karşı kininde bir hayli artırmış.

Geceleri çadırda kardeşi ile yatan Sanem kız onun uykuda sayıklamalarını duymuş ve durumundan şüphelenmiş. Sabahleyin av merakı olduğunu bildiği kardeşine ne o bir düşman avlamaya çabalıyorsun sanırım kimdir hayvan mıdır insan mıdır bilelim gardaşım belki bir faydamız dokunur ablandan saklayacak mısın halini diye ısrar etmiş ama bu işi bir onur meselesi yapan Mertol yok bir şey deyip geçiştirmiş.

Ondan sonra Sanem kız gardaşını her gün takibe almış gerçi sanem bir kız imiş ama erkelerden daha iyi ok ve mızrak kullanırmış işte ne olduysa olmuş. İninde yavruları olan ayı ile çok uğraşmaya başlayan Mertola ayı ani bir saldırış yapmış ilk saldırıyı ağaca çıkarak atlatan delikanlı ayıların ağaca da çıkabileceğini bilmiyormuş. Ve kendisini ağaçta daha garantide sanıyormuş ama ayı artık kendisini ve yavrularını hedef alan bu düşmanı öldürmeye karar vermiş ve oğlanın bulunduğu ağaca tırmanmaya başlamış. Elindeki bütün okları ve mızrakları yakın mesafeden ayıya atan Mertol heyecan ve korkudan çoğunu isabet bile ettirememiş. İşte o anda olanları takip etmekte olan sanem kız daha yüksek bir yerden ayının ön ayağının vücutla birleştiği yerine (kızılca koltuk denir) iyice nişan alıp ucu zehirli okunu fırlatmış. Ayı ok darbesini alınca ağaçtan büyük bir gürültü çıkararak aşağı düşmüş ve bağırmaları ulumaları bütün etrafta olan obaların insanları o yöne çekmiş ama ayı da ölmüş. Şaşkınlığını üzerinden atmış olan çok korkup üzerini bile ıslatan Mertol ablasının yüzüne attığı şamar ile kendine gelmiş o anı bütün oba gençleri de seyretmiş.

Ertesi gün ana babası da durumdan haberdar olmuşlar ve baba Musa Bey oğlu Mertol’a avlanma yasağı koymuş. Ama ne var ki bundan vazgeçmeyen Mertol artık obalar arasında ablasının yardımı ile yaşadığı için çok itibar görmemeye başlamış. Aslında oda artık gençlik çağında evlenmeye müsait durumdaymış. Musa Bey kızının geleceğinden hiç endişe etmediği halde oğlu Metrol’un geleceğinden biraz kuşkuluymuş onun için yakındaki konuşlanmış olan beylerden oğlu olmayan ama çok akıllı üç tane kızı olan Kalaycıoğlu namıyla bilinen beyin oğlu Mertol ile ayni yaşlarda olan büyük kızı Mümine yi almak düşüncesinde imiş. Çünkü Mümine kız aklı başında bir evi bir erkeği idare edebilecek kadar kararlı ve güçlü imiş.
Bu arada bizim Sanem kızın da ünü bir kat daha artmış ve gençler arası sanem kıza sahip olmak onunla evlenip yuva kurmak için bir yarış başlamış. Bu büyük obanın beylerinden sadece bir tanesinin yani kalaycı beyin oğlu yokmuş diğerlerinin hepsinin de yaşları birbirine yakın yani delikanlı denecek çağda birer oğulları varmış. Bunların hepsinin gönlünde olan sanem kız Murat beyin oğlunu gönlünden geçirirken hepsinin buna talip olmaları da gururunu oğşamıyor değilmiş. Bu arada oğluna pek güveni olmayan obanın zengin sözü dinlenir hatırı sayılır beyi Musa Bey hanımı Sergülünde onay vermesi ile oğlu Mertol dan kalaycıoğlunun kızına dünür olur. Musa Bey oba beyleri içinde hatırı sayılır özü sözü bir ayni zamanda mertliği de dillere destandır bundan dolayı oğlu olmayan kalaycı oğlu ilk dünürcülükte olur sözü verir ve kısa süre içersinde hazırlıklar yapılır kalaycıoğlunun kızı mümine Musa beyin çadırında gelindir. Mümine kız babasının ilk kızı oluşundan ve hamarat başarılı anasından aldığı terbiye ve öğrendiği işler nedeni ile çok bilge bir kızdır hiç acemilik çekmez koca evinde ve Musa beyin eşi Sergül hanımın da yükünü hafifletmiş ve onu ziyadesiyle memnun etmeyi başarmıştır.
Şimdi Sergül hanımın da Musa Beyin de tek dertleri dağlara hükmeden sürüleri yayan sütlerini sağan Attığını vuran dağdan taştan kurttan kuştan yabandan korkmayan kızları Sanem kıza obalarındaki bütün talipli gençlerin arasından kızın beğendiği ve kendilerine nispeten uygun olan bir eş bulmakmış. Onu da kızına her ne kadar sorsa kimi istersin kızım diye bir olumlu cevap alamayan ana çok tedirginmiş. Çünkü obanın gençleri bu sanem kız için baya aralarında bir kıskançlık bir kin havası oluşmaya başlamışmış.

avs
Oba gençleri arasındaki bu Sanem kıza sahip olma isteği yaygınlaşınca oba kadınlarının önce haberi olur sonra da bu işi beğlerine iletip bir musibete uğramadan bu işe bir son verilmesi gereğinin düşünülmesini söylerler.
Bir gün oba beyleri sevip saydıkları Musa beyin çadırına konuk olurlar oba içersindeki durumu kendisine hal dili ile anlatıp bu soruna çare bulmasını ve oba gençleri arasında bir kötülük çıkmamasını önlemeye çağırırlar. O gece kızını ve eşini karşısına lan Musa Bey durumu anlatıp kızının kısa zamanda beğendiği bir genci anasına veya kendisine bildirmesini emreder. O gidip uykusuna yattıktan sonra Ana Sergül hanım kızına sabaha kadar yalvarıp aman güzel kızım bizim oba içersinde saygınlığımız var babanın sakalına kir getirme. Gerçi sana evvel Allah dağlar kadar güvenim var lakin yol büke çamur çöke der atalarımız dağda kırda birisi sana zarar vermeye kalksa bunda başarılı olamaz emme şanımızı saygınlığımızı lekeler bak gelinlik çağın geldi kimi istiyor kimi beğeniyorsan oba içersindeki gençlerden bana ufak bir ipucu ver diye yalvarır ve yatarlar. Sabah olur kız yine davarları salar ve Murat beyin obasından yana sürüyü yöneltir. Anasına şöyle bir beyit söyler

Giderim cenuptan tarafa
Bekliyor beni Mustafa
Muştulayın bunu babama
Murat beyin gelini olsun diye.

Der ve sürünün peşinden gider ana anlar ki kızın gönlü Murat beyin oğlu Mustafa dadır akşam olmadan kızın söylediği dörtlük beyinden anladığı gibi Musa Beye durumu aktarır. Zaten bu durumdan Murat Bey de bir nebze haberdardır çünkü Mustafa nın anası Çevrim hanımda oğlundan sevdiğini sorduğunda daima Musa Bey vadisine baktığı için gözünün gönlünün Sanem kıza olduğunu tahmin ediyormuş. Ve o bir gün kocası Murat beye durumu anlatmış ve işin savsaklanacak yanı yok obada otoriteyi sağlamak ve olası bir kötülüğü önlemek için acele davranmaları gerektiğini söyler.

antik-yoruk-03
Aslında bunlara yakın bir vadi olan Ahırdamları var ki çok verimli otlakları var sular akan bir deresi vara buradaki aşiretler Kadıoğlu aşiretleri yine yakınlarında oba kurmuş olan Ekicioğlu aşiretleri ama. Bunlar daha çok kuzey taraflarında konuşlanmış olan Türkmen aşiretleri ile daha çok iç içeler ve akrabalar. Onlarda bu kızın güzelliğini ve hamaratlığını biliyorlar ama daha yakın olanlar dururken bir başkasının araya girip kızı istemesi örf ve geleneklere uygun olmadığından bu tür yanlışlara düşmezlermiş.

O akşam Murat Bey yanına obadan bir sevdiği beyi de alarak Musa beye dünür olur. Hemen evet demek Musa bey gibi bir oba şahına yakışmaz diye birkaç defa gelmelerinden sonra olur diye cevap verir. İşte kırk gün kırk gece diye tabir edilen düğünler o günlerde bu düğüne layık olanlara arasında yapılırmış iki beyinde oba içinde ünleri namları duyulmuş gençlerin düğünü de öyle olmuş yemekler dökülmüş kılıç kalkanlar oynanmış at yarışları ok atma yarışları yapılmış. Ve uzun süren eğlenceler sonunda Mustafa ile Sanem kız Baba Murat beyin özenle ayrı bir çadır kurup döşettiği özel çadırda dağların efesi altın kız ve herkes tarafından sevilen Mustafa gerdeğe girmişler. Zaten obalara içinde bir kız gelin oldu mu o obanın gençleri aldıkları terbiye ve Türklüğe yakışan zarafet ve onurla o kızı kendi kardeşleri sayarlar ona asla yan ve kötü gözle bakmazlarmış.
İşte bu olaydan sonra gelin giderken Musa beyin kızına verdiği dürü deki zenginlik ile Murat beyin oğlu için yaptığı katkılarda eklenince günün şair kadınları şöyle dörtlükler dizivermişler

Musa beğin sürüleri
Her yeri sarmış ünleri
Kırk deve yükü ile taşınır
Altın kızın dürüleri

Musa beğin tanaları
Devesi boduklu mayaları
Altın kızı gelin almak ister
Bütün obaların ağaları

Musa beğin vadisinde
Sultanlık var atisinde
Sultan kıza yan bakılmaz
Avşar boyunun ananesinde

Diyerek düğünü ve gelini damadı okşamışlar derlerdi o sülaleden olduğunu söyleyen merhum Kadıoğlu öğretmen Mustafa Efendi bana anlatımlarında. Bana” Detseli oğlu sizler döllük Çileder Davutlardan gelerek ovalısınız. Bizler ise dağlıyız çünkü bir Ahır damlarından dazlağın eteklerinden bu köye gelip yerleşmişiz diye bilgisi dâhilinde espri yapardı

Bir Cevap Yazın