Anasayfa » Duyurular » Ne zaman Rüştümüzü ispat edeceğiz ?

Ne zaman Rüştümüzü ispat edeceğiz ?

İSMAİL DETSELİ

İsmail Detseli’nin köşe yazısı

160-km-hiz-yapan-yerli-mali-tren_460x340scale
Bir Türkiyeli bir Konyalı olarak son yıllarda gelişme gösteren dünyaya açılan sanayilerimiz her alanda önemli işler yapıyor. Herkes gibi ben de yeni teknolojiyi hiç kullanmadım. Eski usul karasaban ve ilkel tarım araçlarından faydalanmış bir kardeşiniz olarak belki bu günün genç neslinden daha çok seviniyor daha çok gururlanıyordum. Ancak bazı dış alımlar karşısında üzülüyorum. Kendi yapabileceğimiz ürünleri, makineleri dışarıdan alıyoruz ya bu beni kahrediyor.
Mesela Konya’nın yenileneceği kesinleşen şu tramvaylar… Skoda firması ile anlaşma yapıldı ve bu hizmet karşılığında adı geçen ülkeye milyonlarca avro para ödeyeceğimizi biliyoruz. Dolar, Euro aldı başını gidiyor. Borcumuz da katladıkça katlıyor. Konya haydi olmadı Eskişehir, Sakarya sanayiinde bu tramvayların yapıldığını biliyoruz. Kayseri, Bursa tramvayı örneğinde olduğu gibi… Acaba daha vatansever daha milli duruş sergileyen bu ülke çıkarlarını koruyan bir idareci olmayacak mı Konya’da?
Varsın malzemesi biraz düşük kalite olsun ki olmaz. Allah’ın izni ile bunu başaracak güçte… Makinelerin arızası sanırım kendi elamanlarımızca gideriliyor. Yoksa onların tamiri içinde mi o ülkeden teknisyen ve malzeme alınıyor bilmiyorum. Eğer öyle ise daha da beter.

189296
Bunları yazarken bir anım aklıma geldi onu sizlerle paylaşayım. Sene 1967. Askerim Manisa’da. Doğukışla’da talimgahta makineli tüfek çavuşuyum. Çavuş adayları ile bir atışa gittik. Atış için hazırlıklar tamam. Yanı başımızdaki kulelerde atışı yüksekten kontrol eden subaylarımız aşağıda her makineli tüfeğin başında bir atış yapan onbaşı, birde onların atışını idare eden eğitim çavuşu var.

Karşıda hedef çukurları var, içerisinde hedef indirip kaldıran askerler var. Her şey yolunda gidiyor, israf yok. Bazı patlamayan mermilerin toplanıp kontrol edilme görevi ise benim. Atış alanının orta yerine biriktirdiğim patlamayan 25-30 kadar mermi ile moladan istifade etmiş otururken yanı başımdaki atış kontrol kulesinden yüzbaşım Orhan Bey indi yanıma geldi. Bana “İsmail Çavuş bunca mermi attık, patlamayan kaç mermi var say ve bana bilgi ver” dedi. Saydım, komutanım 30 tane kadar patlamamış mermi var deyince “Oooo, çok güzel… Harika maşallah maşallah. Bravo bizim mermi fabrikamıza çok sevindim. Biliyor musun bu verdiğin haber beni o kadar mutlu etti ki bu atış sonunda beni binbaşı rütbesi ile taltif etselerdi bu kadar sevinemezdim” dedi. Ve gülerek yanımdan ayrıldı.

Atışlarımız devam etti ve nihayet atışlar sona erdi. Alandan ayrıldık. Gerek direk atışlarda gerekse yatay dikey sıfırlama atışlarında isabetler başarılı idi. Bu demekti ki verilen eğitim hedefine ulaşmıştı. Bu sevinçle verilen istirahat ve zengin karavana askerlere ve eğitmenlere büyük moral olmuştu, ama benim beynimi kurcalayan bir soru vardı ki onu sormadan ve cevabını almadan içim rahat etmeyecekti. Allah’a çok şükür komutanlarımca sevilen bir eğitim çavuşu olduğum için soru sorma konusunda biraz rahattım. Bu cüretle eğitim subayımız olan, sağ ise sıhhat öldü ise rahmet diyorum, o ülke sevdalısı komutanı Yüzbaşı Orhan Tuncer’in münasip bir zamanda kapısını çaldım. Bekledim “gel” dedi o tatlı sert sesi ile. İçeri güler yüzle girip selam verince sanki içimden geçenler kendisine malum olmuşçasına “gel destekli çavuş gel meraklı çavuş gelll” dedi. (Bana Detseli soyadım yerine destekli derdi) meraktasın değil mi?” dedi. “Evet, komutanım niye bunca yaptığımız atışlar sonunda sormadığın patlamamış kaç mermi var sorusunu sorunca merak ettim diye benim cüretimi ve sorumu bağışlayın” deyince. “Yok yok olur mu bu sorun için memnun bile oldum çavuşum. sende bu ülkenin bir evladısın, askersin. Sorman da lazım niçin niye neden diye hele bu konu ülke savunmasını ilgilendiriyorsa” dedi başladı anlatmaya…

“İsmail Çavuş, şimdiye kadar attığımız mermiler ABD’den bu makineli tüfekler ile geliyor. Parasını ödüyoruz. Tanesini 5 kuruştan aldığımız mermilere iki misli zam yapılmış. 10 kuruş olmuş. Bizim idarecilerimiz de bu mermiyi kendimiz yapalım diye karar almışlar ve silah malzemesi yapan fabrikalara bunun bedeli sorulmuş bedeli ABD’den fazla çıkmış 15 kuruş olmuş. Yerli olsun da pahalı olsun denmiş ve yerli yapımda karar kılınmış. Acaba kalitesi nasıldır diye işte buralarda test ediyoruz. Bizim yaptığımız mermiler onlarınkinden daha az fire verdi. İşte sevincim ondan idi çavuşum, anladın mı? Gerçi bu imalat işlerine ABD razı olmaz, ama olsun onları dinlersek hiç bir şey üretmeyelim hep onlardan alalım daima onlara çalışalım. Şu bir gerçek bir Kıbrıs anlaşmazlığında ABD bırak mermileri parası ile aldığımız makineli, tüfekleri bile Kıbrıs’ta kullanamazsın deyiverdi. Onun için yerli sanayimiz ile yapmak hatalı bile olsa elden almaktan evladır…

Böyle anlatmıştı Orhan Yüzbaşı… Bu hatıra aslında her şeyi özetliyor. Biz ne zaman rüştümüzü ispatlayacağız kendi sanayimizde kendi araçlarımızı, kendi makinelerimizi üreteceğiz? Sağlıcakla kalınız…

Bir Cevap Yazın