Anasayfa » Duyurular » Yıldızla İftar Açmak

Yıldızla İftar Açmak

Er’e kalkmak er ekmeği yemek… Eskiden bizim köyümüzde sahur bu idi.

Mübarek Ramazan dolayısı ile bugün yine sizlerle geçmiş 55-60 yıl öncesinde dağlarda bir Ramazan orucu açmanın zorluklarından ve kırsal kesim insanının zor yaşamından kesitler aktaracağım.

ayyildiz
1950’nin ortalarıydı. Oruç tutmaya başladığım yıllar. Onurlu meslek olarak yaptığım işimden dolayı hiç utanç ve ayıplanma hissi duymadım. O gün babam merhumun hastalığı dolayısı ile ailemizin zor geçim durumumdan anama, babama, kardeşlerime gıda temin etmek için yaptığım çobanlık yıllarım. Köy sığırlarının çobanıyız. Çobanıyız diyorum çünkü sadece ben değil bu görevi yapan tamı tamına 12 çobanız.

Köyün sığırları kalabalık yoz olan sığırlar bir ayrı toplanır o günkü rençperlerin karasabana koşup ekin ektiği düğen sürdüğü yani senelik iaşesini biriktirmek için kullandığı köylülerin vazgeçilmezi öküz ve atlar ayrı bir grup olarak toplanarak çoban nezaretinde dağlarda otlatılırdı. Bu grup mallar daima geceli gündüzlü dağlarda kalır, köyümüzün geniş dağlarının gedik yatak dene yerinde öküz ve beygirler, çoşyatağı denilen mevkide ise yoz mallar (kısır inekler erkek danalar dişi düğeler) bu grubu oluştururdu. Bu sığır grupların her birine üçer çoban çıkardı. Çok kalabalık olan öküzlere 3 çoban, yozlara 3 çoban, beygir ve atlara 2 çoban, ayrıca köyde eve gelip giden sütleri sağılan inekler grubu iki mahallemizden oluşan (sağmal) sığırları içinde her mahalleye iki çoban etti dört, çoban yekünü 12 çoban o yılki altı aylık yazın otlatma zamanını tamamlar mal başı 1.5 (bir buçuk havayı teneke) hak (ücret) alırlardı. Bir Ramazan mübarek ay idi. 3 çobanın her bir tanesi dönüşümlü olarak ev keşiği evine köye gelir iki günlük azığını sırtına vurup yine o malların başına gider iki kişi daima geceli gündüzlü malın başında çoban olarak bulunurdu.

gecey
Yazın sabahın erken saatlerinde tokattan (sığır ağılı) otlamaya çıkardığımız sığırlar karnını doyururken büvelek denen bir sinek onları çok rahatsız eder. Onun için Çoğaraptan Güllütepe denen yüksek dağın yamacındaki görkemli kayaların gölgelediği göbeleklik denen yere sığırlar adeta eğitilmişçesine sıcak çökmeden çekilir ve ikindiye kadar burada yatırlar serinleyince tekrar yayılmaya kalkarlardı. Bu dağın yamacında bir yer var ki, bolca su fışkıran buraya da Yörükoturduğu der köylüler çobanlar, buraya her yıl gelen bir Yörük var Karakeçili Gara Mehmet adı.

Çadırını bu yamaca suya yakın yere kurar, biraz davar sürüsü ve onların körpe yavruları, iki ineği bir atı küçüklü büyüklü beş altı kadar da devesi olur. Memet ağa çadırın önünden bir yere gitmez hanımı Hacce Bacı davarı inekleri sağar, kışlık katık alır oğlu Mustafa davar güder, kızı Elif ise körpeleri, oğlak kuzuları otlatır. Bizim köyün çobanları bu dağda her yıl yazlayan Gara Memet’i pek sevmezler, samimi de olmazlar otlakiye kıskançlığından dolayı, ama ben zaten küçüğüm evimin yuvamın sıcaklığını ararım. O sıcaklığı da bu Gara Memet’in Hacce Aba’nın çadırında bulur gibiyim. Çünkü Hacce Aba beni bizim evimizde az bulunan tereyağından peynirden yoğurttan bol bol nasiplendirirdi.
Ramazan günü dedim ya köyden küçük omuzlarımda zar zor getirebildiğim azığım iki gün zor dayanır, ekmekler kurur varsa başka katıklar dersen sıcaktan kokardı. Çoban arkadaşlarım merhum Fıstık Ali Emmi ve Allah sağlıklı ömür versin bacak diye bilinen M. Ali Karaaslan idi. Akşam olunca dağların yenen otlarından bir salata yaparlardı. Yanında bir de bulgur pilavı olur açlığın yıprattığı vücuda can verir, yemesi leziz olurdu.
Bir gün ev keşiği için köye gideceğim Hacce Aba çadıra çağırdı, “Ay Ismayıl” “Eyy”, “Bu yana doğru gel”, vardım “Bugün köye gidecen mi?” “Gidecem Hacca Aba” “Anana söyle Hacce abam bana azık katacak oruçlu gelip giderken zorluk çekiyorum ben oruç bitinceye kadar onların yanında kalacağım sen bana bir kese tuz katıver anacığım de. Yalnızca o tuzu al getir bana tuz lazım temam mı guzum” dedi. Köye geldim sevinçle durumu anacığım merhuma söyledim hem sevindi hem de korktu pek güvenemedi galiba. İki gönüllü bir gönülsüz benim ısrarımla razı oldu bu işe. Tuz koydu keseme, Ramazan için kesip hazırladığı erişteden ve kayısı kurusundan koydu torbama, geldim dağa yine çobanlığa.
Tuzu hemen Hacce Abam’a verdim. Getirdiğim erişte ve kayısı kurusu onu çok memnun etti. Bana “Hadi guzum git sığırların başına, izin sıran gelince köye gitme ben senin yiyeceğini içeceğini azığın karşılarım” dedi. Ayrıldım iki gün bu çadırda nasıl yatacağım top nasıl duyulacak, iftarın olduğunu nasıl bileceğiz, ere nasıl kalkacağız diye düşündüm.
Gün geldi çadırın yanına çekinerek vardım. Kızları Elif Aba kuzu gütmeden geldi, Mustafa gece güder davarı, o çadıra gece gelmez anacığı azığını bol koyar o kuşluk vakti gelir çadıra ancak. Akşam oluyordu merakıma yenik düştüm. “Hacce Aba iftarın olduğunu nasıl bilecez burada top atılmaz ezen okunmaz ere nasıl kakacağız?” dedim. Güldü çadırın önünde sessizce gararıp oturmakta olan Gara Mehmet Emmi’yi işaret edip bak Memet Emmi’yin gümüş köstekli sahiti var, sahit 12 oldu mu iftar, 1.5 oldu mu yatsın, sahit 6 olunca da er vakti oldu dimektir. Emme ben ona filan güvenmem” “Neden?” dedim. “Neden olacak Ismaylım o gul yapısı duruverir, bozulur emme Allah’ın nizamı intizamı heç bozulmaz akşam ossun ben sana yıldızlardan nasıl vakıt bilinir gösteririm” dedi.
Merakla akşamı bekledim. Hacce Aba “Haydin iftar oldu buyurun sufraya” dedi. “Nerden bildin Hacce aba” diye sordum, işaret parmağı ile göğü gösterip “Bak şuna akşam yıldızı derler bu doğdu mu akşam olur” dedi. Yemeği yedik diğer vakitler kafama takılıyordu. Acemi acemi etrafı süzerken Hacce aba beni çadırın dışına çığırdı. Ve “göklere bak” dedi baktım. Şu toplu yıldızlara yedi gardaşlar denir, şu büyük ayı, şu küçük ayı, şu çoban yıldızı, şuna da Ülker denir akşamdan doğar sabaha kadar batmaz emme yeri değişir.
Gecenin bir vakti idi Hacce Aba “Haydın çadır ahalisi er vaktı (sahur) oldu” dedi. Kalkar kalkmaz hemen sordum “Neden bildin aba ere kalkma zamanını?” diye sordum, “Bak şu akşam yıldızı tam zevale ermiş işte bu yıldız batıya doğru düştükçe sahur sona erer. Aşık Kerem şu Ülker yıldıza ne demiş bilin mi?” “Bilirim”, söle bakalım.
Ülker kolay kolay batmaz / Döne sabah yıldız döne/ Aşk ataşı serden gitmez/ Döne sabah yıldız döne / Bu yıldıza kervan kıran da derler
deyip o şu dörtlüğü söyledi.
Sana kervan kıran derler/ Bana dertli kerem derler/ Yare ikrar veren derler/ Döne sabah yıldız döne.
-Bu da var deel mi kitapta? –Evet… -Hahh bak nasıl biliyon okudun mu bunnarı kitaptan? Hee Kerem ile Aslı kitabın da okuduydum. Eferin (aferin) sana işte Ismaylım bizim vakitlerimizi de yön tayınımızı da (yol bulma) bu yıldızlar belirler. Yoğsam bunnarı bilmezse bir Yörük bunca gezdiği dağlarda yolunu izini gaybeder. Neyse sen gafanı gurcalama bunnarla. Eğer gündüz canın sıkılırsa atın örkünü değiştiriver başka otlu bi yerlere çak ya da Elif Aban ile kuzu gütmeye get yok gitmezsen yat, istirahat et. Anan izin verdi mi? Verdi sana selam söyledi. Allah razı olsun o Hacce abandan guzum dedi. Allah ondan da ırazı ossun abam ne olacağımış burada aş gaynayor zaten sadece sana değil ki sen heç sıkıntı yapma gendine. Bayramda anan da gelsin bize, tanışalım dedi.
Bana bol yufkalı yağlı peynirli azıklar katardı Hacce Abam. Bu zengin taze yoğurtlu peynirli azıktan benim çoban arkadaşlarım da istifade ederdi. O yıl ben çok güzel bir oruç geçirdim dağların serinliğinde Hacce Aba beni namazımı hiç aksatmadığım için çok severdi. Bazen Ismaylım Elif abanla da namazlıkları okuyun onun yağnışı olursa düzelt eyi mi guzum der biz okurken kendisi de dikkatlice dinlerdi. Allah onlardan razı olsun yattıkları yerler nur olsun. Sağlıklı tutulan ve kabul olunan bir Ramazan orucunuz olsun.

Bir Cevap Yazın